|
|
February 16
Daha önce bahsettiğimiz gibi dünyanın geçici değerlerine sahip olmayı kendisi için yeterli gören insanlar, gerçeklerden çeşitli yöntemlerle kaçarlar. Ölüm tüm gerçekliği ile yanı başlarında iken bunu gözardı eder, yeniden dirilecekleri günü de unutmaya çalışırlar. Bunları düşünmemek kendilerince bir kaçış yöntemidir. Böylelikle insanlar Allah'a olan yükümlülüklerini akıllarına getirmeyerek, yalnızca kendi tutkularına göre yaşayabileceklerini zannederler. Oysa kıyamet günü kesin bir gerçektir. Bu gerçek Kuran'la bildirilmiştir.
Aynı zamanda Kuran'da kıyamet gününde gerçekleşecek olan olayların tasvirleri de yapılmıştır. Oldukça detaylı anlatılan kıyamet vaktinde, yeryüzünde ve tüm kainatta olacaklar, bunun yanı sıra insanların ruh hali, tüm benliklerine hakim olacak büyük şaşkınlık, korku ve panik açık bir şekilde anlatılmaktadır. Kuşkusuz, evren kusursuz olarak yoktan var edildiği gibi, yine kusursuz ve olağanüstü görkemli bir kapanışla sona erecektir. Gezegenler yörüngelerini bulamayacak, dağlar yerlerinden oynayacaklardır. Daha önce herşeyin tesadüf olabileceği bahanesi ile Allah'ı inkar edenler, tüm dengeleri altüst eden bu muazzam olaylar karşısında tesadüflerin değil, yalnızca Allah'ın hükmünün geçerli olduğunu anlayacaklardır. Allah kıyamet anında gerçekleşecek olaylarla ilgili olarak Kuran'da şöyle haber vermektedir:
De ki: "Göklerde ve yerde olanlar kimindir?" De ki: "Allah'ındır." O, rahmeti kendi üzerine yazdı. Sizi kendisinde şüphe olmayan kıyamet gününde elbette toplayacaktır. Nefislerini hüsrana uğratanlar, işte onlar inanmayanlardır. (Enam Suresi, 12)
Artık Sura tek bir üfürülüşle üfürüleceği, yeryüzü ve dağlar yerlerinden oynatılıp kaldırılacağı, ardından tek bir çarpma ile birbirlerine çarpılıp parça parça olacağı zaman. İşte o gün, vakıa (bir gerçek olan kıyamet) artık vuku bulmuş (gerçekleşmiş)tur. (Hakka Suresi, 13-15)
Kıyamet Günü Belirlenmiş Bir Vakittir
Zaman ilerledikçe, kıyametin vuku bulacağı ana doğru hızla yaklaşıyoruz. İnsanların büyük bir çoğunluğu kıyamet vaktini kendilerinden çok sonraki nesillerin karşılaşacakları bir olay olarak düşünmektedirler. Burada şu gerçeği hatırlatmakta yarar vardır. Kuşkusuz bizlerden önceki nesiller de aynı düşünce ile hareket etmişler ve "uzak gelecekteki" bu olayı düşünmemişlerdir bile. Oysa dünya üzerinde, ilk insanın yaratılışından itibaren yaşamış olan her kişi, kıyamet günü gerçekleşen olaylara şahit olacak, Allah'ın huzurunda toplanacak ve hiç kimse için de bir kaçış mümkün olmayacaktır. Üstelik bu günün, siz günlük yaşamınıza devam ederken, gelecek için planlar yaparken olmayacağına dair bir garanti de yoktur. Kesin olarak gerçekleşecek olan kıyametin vaktini sadece Allah bilmektedir. Bu konuyla ilgili olarak Kuranda şöyle buyrulmaktadır:
De ki: "Bilmiyorum, size vadedilen (kıyamet ve azab) yakın mı, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi koymuştur?" O, gaybı bilendir. Kendi gaybını (görülmez bilgi hazinesini) kimseye açık tutmaz (ona muttali kılmaz.) (Cin Suresi, 25-26)
Allah, büyük bir düzen içinde yarattığı yaşamı, bilemediğimiz bir vakitte tüm düzeniyle birlikte sona erdirecektir. Bu kapanıştan şüphe etmeyi veya buna inanmamayı insanların büyük bir çoğunluğu makul karşılıyor ve bu nedenle inkarı tercih ediyor olabilirler. Ancak tarifi yapılan bu son gün, inkarcılar için oldukça zorlu, ürkütücü bir gün olacaktır. Bu nedenle inanmayarak olacakları beklemek yerine, varlığından şüphe duymadan kıyamet gününe iman etmek, insanı kendisi için çok daha olumlu ve kazançlı bir sonuca götürecektir. Zira dünyada harcadığı çabaların "boş bir çaba" olduğunu kıyamet saati ile anlayan bir insanın pişmanlığı, tarifi oldukça zor, çok şiddetli bir pişmanlıktır. Bir ayette Allah şöyle buyurur:
Ancak o, 'herşeyi batırıp gömen büyük-felaket' (kıyamet) geldiği zaman. O gün, insan, neye çaba harcadığını düşünüp-anlar. (Nazi'at Suresi
bû Abdullah Merrakûşî hazretleri, Resûlullah efendimizi vesîle ederek Allahü teâlâdan bir şey
istemek, Resûlullah efendimizin yardım ve şefâatlerine kavuşmak husûsunda bir eser yazdığı esnâda başından geçen bir hâdiseyi şöyle nakletti:
"1239 senesinde Sader kalesinden seçkin bir cemâatle berâber çıktık. Yanımızda bize kılavuzluk eden biri vardı. Bir müddet gittikten sonra suyumuz tükendi. Durup su aramaya çıktık. Ben de bu arada ihtiyâcımı görmek için gittim. Bu sırada müthiş bir şekilde uykum geldi. Nasıl olsa giderken beni uyandırırlar deyip, başımı yere koydum. Uyandığımda kendimi çölün ortasında yapayalnız buldum. Arkadaşlarım beni unutup gitmişlerdi. Yalnızlıktan büyük bir korkuya kapıldım. Çölde sağa sola yürümeye başladım. Nerede bulunduğumu, nereye gideceğimi bilemiyordum. Her taraf dümdüz kumdu. Az sonra hava karardı. Yolculuk yaptığımız kâfileden hiçbir iz yoktu. Ben, gece karanlığında yapayalnızdım. Korkum daha da şiddetlendi. Telâşla daha süratli yürümeye başladım. Bir müddet gittikten sonra, çok susamış ve yorulmuş bir hâlde yere düştüm. Artık hayâtımdan ümîdimi kesmiş, ölümümün yaklaştığını hissetmeye başlamıştım. Susuzluk ve yorgunluktan, ızdırap ve elemim son haddine varmıştı. Birden aklıma geldi. Gece karanlığında: "Yâ Resûlallah! Yetiş! Senden Allahü teâlânın izniyle yardım etmeni istiyorum!" diye inledim. Sözümü bitirir bitirmez, birinin bana seslendiğini duydum. Sesin geldiği tarafa baktığımda; gece karanlığında, etrâfına ışıklar saçan, bembeyaz elbiseler giyinmiş, o zamâna kadar hiç görmediğim bir kimsenin beni çağırdığını gördüm. Bana yaklaşıp, elimi tuttu. O ânda bütün yorgunluğum ve susuzluğum kayboldu. Yeniden doğmuş gibi oldum. Ona canım birden ısınıverdi. Elele bir müddet yürüdük. Hayâtımın en tatlı anlarından birini yaşadığımı hissettim. Bir kum tepeciğini aşınca, berâber yolculuk yaptığım kâfilenin ışıklarını görüp, arkadaşlarımın seslerini duydum. Onların yanlarına doğru yaklaştık. Benim bindiğim hayvan en arkada onları tâkib ediyordu. Birden gelip önümde durdu. Bineğimi önümde görünce, sevinç çığlıkları attım. Ben bağırınca, benimle gelen zât elini elimden çekti. Daha sonra elimden tutup bineğime bindirdi. Sonra da; "Bizden bir şey isteyeni ve yardım talebinde bulunanı boş çevirmeyiz." diyerek geri dönüp gitti. O zaman onun Resûlullah efendimiz olduğunu anladım. O, geri dönüp giderken, çevresine yaydığı nûrların gece karanlığında göğe doğru yükseldiği görülüyordu. O, gözümden kaybolunca, birden aklım başıma geldi; "Nasıl olup da ben, Resûlullah efendimizin elini ayağını öpmedim." diye çırpındım. Ama iş işten geçmiş, fırsat elden kaçmıştı.
NAMAZLARINDA GEVŞEK DAVRANANLARI BEKLEYEN MUSİBETLer Hazreti Ali RadıyAllah (c.c.)u Anh'dan gelen bir rivayette Resulullah SallAllah (c.c.)u Aleyhi ve Selem efendimiz şöyle buyurdu: "Bir kimse, namazına gevşek davranırsa Allah (c.c.)–ü Teâlâ; o kimseye, on beş çeşit ceza verir. Şöyle ki: *Altı tanesi ölümden evvel... *Üç tanesi ölüm anında… *Üç tanesi kabirde… *Üç tanesi kabirden çıkarken…
* * * Ölümden evvel, başa gelecek altı musibet şunlardır: 1–İsmi salih zatların arasından silinir. 2–Hayatının uğur ve bereketi kalkar. 3–Rızkında bereket olmaz. 4–Namazını tamamlayıncaya kadar, yaptığı hayır işlerden hiç biri kabul edilmez. 5–Duası, makbul olmaz. 6–Salih zatların dualarından nasibi olmaz. Ölüm anında başına gelecek üç musibet şunlardır: 1–Susuz ölür. Yedi denizi boğazından aşağı akıtsalar, yine suya kanmaz. 2–Aniden gelen gafil ölümü ile ölür. 3–Kendisini bir ağırlık basar. Dünyanın demiri, odunu, taşları onun omuzlarına yüklenmiş gibi olur. Kabirde başına gelecek musibetler; 1. Kabir sıkar. 2. Kabri karanlık olur. 3. Sorgu suale cevap vermesi ayıplı olur.
* * * Kabirden çıkarken, karşılaşacağı musibetler: 1.Allah (c.c.)–ü Teala'nın huzuruna çıktığında kendisini gazaplı bulur. 2. Çetin bir hesaba çekilir. 3. Allah (c.c.)–ü Teâlâ'nın huzurundan ayrılınca, doğruca cehenneme gider. Ancak, Allah (c.c.)–ü Teâlâ onu affederse kurtulur
|
| |
BÖYLE Mİ müslümanız düşünelim
Kendisi tok komşusunu tanımıyan, karşılaştıklarında selam bile vermeyen bir MÜSLÜMAN!!!
Anne babasını sokaklara veya yaşlılar yurduna bırakabilen bir MÜSLÜMAN!!!
Komşular çocuklarıyla sefilleri yaşarken gıcır gıcır elbiseler, bisikletler, oyuncaklar alan ve bunları diğer çocuklara gösterip paylaşmayan çocuklara sahip bir MÜSLÜMAN!!!
Kendi milletini çok seven çıkarlarına ters düştüğü için başka milletleri aşağılayan, dalga geçen, inkar eden bir MÜSLÜMAN!!!
Omuzunda uduyla ve ya bağlamasıyla kurslara gidip ve islami kesimi hor gören r0;ben modernimr1; diyen bir MÜSLÜMAN!!!
Magazin programlarını seyreden, spor gazetelerini okuyan ve dünya klasiklerinden vaz geçmeyen bir MÜSLÜMAN!!!
Kurr17;an-ı sünneti kulaktan duyma yarım yamalak bilen ve islamı okumaya öğrenmeye zaman bulamayan bir MÜSLÜMAN!!!
Sitelerde villalarda oturan başını sokmak için yaptıkları gece konducuları hor gören bir MÜSLÜMAN!!!
Nasırlı elleri sevmeyen, alın teri kokusuna dayanamayan bir MÜSLÜMAN!!!
Konserlerde coşan sanatçıların boyunlarına sarılıp kendinden geçen r0;bizim eğlenme hakkımız yok mur1; diyen bir MÜSLÜMAN!!!
Kayıp insanlardan habersiz, niçin kaybolduklarını, nasıl kayıp ettirildiklerini düşünmeden yaşayan bir MÜSLÜMAN!!!
Yasalar kanunlar emrediyorsa ALLAH ccr17;un emirlerini bırakıp yasalara uymak gerek diyen bir MÜSLÜMAN!!!
Çocuklarına bir lokma ekmek götürebilmek için gece yarıları çöp toplayanların yanından geçerken tiksinen bir MÜSLÜMAN!!!
Kendisine yapılmasını istemediği başkasına yapılmasına onay veren veya kendisi yapan bir MÜSLÜMAN!!!
Dinlemeden, sormadan hüküm veren yargılayan suçlayan bir MÜSLÜMAN!!! (alıntı) evet soruyorum size bumudur MÜSLÜMANLIK???
İlâhî sıfatlar, zatî ve sübutî olmak üzere iki gruba ayrılıyor.
Zatî sıfatlar : 1- Vücut (Varlık), 2- Kıdem (Ezeliyet, evveli olmama), 3- Beka (Ebediyet, ahiri olmama), 4-Vahdaniyet (Bir olma, şeriki bulunmama), 5- Kıyam binefsihî (Varlığının devamının zatından olması-başkasın yardımıyla olmaması ), 6- Muhalefetü’n- lil-havâdis ( Zatının mahlukatın zatlarına ve sıfatlarında mahluk sıfatlarına benzememesi)
Sübutî sıfatlar: 1-Hayat 2- İlim 3- İrade 4- Kudret 5- Sem (işitme) 6- Basar (görme) 7- Kelâm 8- Tekvin (Yaratma, var etme.) Tekvin sıfatı Maturudî mezhebine göredir. Diğer İtikat imamımız İmam Eş’arî, bu sıfatı müstakil bir sıfat olarak düşünmez. Böylece bu mezhepte Sübutî sıfatlar yedi tane olmuş olur.
Bazı İslâmî kaynaklarda ilâhî isimlerden de sıfat diye söz edildiği görülür. Meselâ, Kerim Allah’ın bir ismidir. Aynı zamanda Allah’ı kerem sahibi olarak vasıflandırması cihetiyle de sıfat vazifesi görür. Kerim Allah dediğimiz zaman Kerim ismini sıfat makamında kullanmış oluruz.
Yine bu kaynaklarda Cenâbı Hakk’ın sıfatları üç grupta mütalâa edilir: 1- Zâtî sıfatlar (Bunlar sübutî ve selbî olarak iki kısma ayrılırlar) 2- Fiilî sıfatlar. 3- Manevî sıfatlar.
Allah’ın bütün güzel isimleri bu sıfatlardan birine dayanır. Meselâ, Âlim ismi sıfat-ı sübutiyeden “ilim” sıfatına, Kadîr ismi “kudret” sıfatına, Mütekellim ismi kelâm sıfatına dayanır. Keza, Evvel ismi, zatî sıfatlardan kıdem sıfatına, Âhir ismi, bekâ sıfatına dayanır.
İlâhî isimlerden çoğu fiilî sıfatlara dayanmaktadır. Hâlik ismi, yaratma fiiline; Muhyi ismi ihya (hayatlandırma) fiiline; Musavvir ismi “tasvir”, yâni sûret verme fiiline; Mümit (ölümü verici) ismi, imate (ölümü verme) fiiline dayanır.
Bazı isimler de manevî sıfatlara istinat ederler. Hakîm ismi Cenâbı Hakk’ın hikmet sahibi olması sıfatına; Kebir ismi, kibriya sahibi olma vasfına; Cemil ismi, cemal sahibi olmasına dayanır.
Anahtar Kelimeler : Allah,sıfat,zati,subuti,ilim,irade,kurdet,esma
|
|
|
|